Anasayfa

Bırakın Öğrencileriniz De Konuşsun!

Öğretmenin yönettiği etkinlikler ne kadar az olursa çocuklar o kadar çok konuşurlar, öyle değil mi? Her zaman öyle olmuyor. Bazen grup çalışmalarında ya da öğrencilerin yönettiği projelerde çocukları düşünmeye yöneltmek, yorum yapmak ya da konuyla ilgilenmelerini sağlamak için kendimi sürekli konuşurken bulduğum oluyor. Öğrencileri kendileri öğrenmeleri için bırakırken bile yönergeler ya da önemli bilgileri tekrar için fazla vakit harcayabiliyoruz.


1. Bırakın uğraşsınlar.

Çocukların bir sorunun cevabını bulmaya çalışmalarını izlerken içiniz rahat etmeyebilir ama cevabı bulmak için zamana ve sessizce çalışmaya ihtiyaçları var. Üzerinde çalıştıkları problemin her aşamasında onlarla konuşmak yerine sadece gözleyin. Düşünme zamanını sevmeyi öğrenin. Ben genellikle dersin akışını korumayı isterim, öğrencilerime “düşünme zamanı” ya da “bekleme zamanı” vermek beni huzursuzlandırır. Ama öğrencilerimin dikkati dağılacak korkusunu yenmeye çalışıyorum çünkü onlara bekleme zamanı verdiğimde aslında bana verecekleri tepkinin süresini ve niteliğini artıracağını biliyorum artık. Çocukları hemen cevap vermeye ya da soru sormaya zorlamak yerine düşünmeye yönlendirildiklerinde, dersin devamında söylenecekleri kestirebilirler. Bu da giderek daha fazla öğrencinin konuşmalara katılmasını sağlar.

2. Sınıfın ön tarafında durmayın.

Bütün gün tahtanın önünde durup yönergeler yağdırmak insana kolay gelebilir. Arada sırada sınıfın yan tarafına geçmeyi ya da o gün gelmeyen bir öğrencinin sırasına oturup, “Kalkıp bize …. konusunu gösterecek birisi var mı?” demeyi deneyin. Öğrenciler birisinin tahtada dersi idare etmesine alışık oldukları için, sizin ön tarafta, onların da sıralarında size cevap verdikleri duruma göre daha fazla katılacaklardır derse. Kaldırdığınız öğrenci anlatacaklarını bitirdikten sonra bile yerinize geçmeyip öğrencilerin arasında oturmaya devam edebilir, öğrencinin anlattığı şeyle ilgili olarak kendiniz yorum yapmak yerine diğerlerine sorular sorabilirsiniz. (“Ne düşünüyorsunuz? Bu sizce verimli bir yöntem mi, neden? Başka bir yöntem bilen var mı?”)

3. Sürekli tekrarlanan sözler ya da izinler için bir dil geliştirin.

Öğrencilerinize tuvalete gitme/su içme/kalem açma vs. için işaret diliyle izin istemeyi öğretin, siz de cevabınızı aynı şekilde verin: Evet, hayır ya da bekle. Çocuklara, lütfen, teşekkür ederim, rica ederim gibi ifadeler için de işaret dili öğretmeyi seviyorum. Böylece hem onları iyi karşılıklar vermeye yönlendirmiş hem de sürekli konuşmamış oluyorum. Herhangi bir etkinliği başlatmak ya da durdurmak için müzik, çan ya da buna benzer işitsel bir sinyal kullanın. Buradaki temel amaç, çocukların sizin sesinizi duymaya ara vermeleri olmalı. Yirmi kelimelik bir yönergedense tek bir sese daha iyi odaklanabilirler.

4. Davranış pekiştirmelerini mümkün olduğunca sözsüz yapın.

Gün boyu yaptığımız konuşmaların büyük bir çoğunluğu öğrencilerin davranışları üzerinedir ve çoğu zaman sadece nefesimizi tüketmiş oluruz. Malzeme getirmeyi unutan, dersi bölen ya da uygunsuz bir ses çıkaran her öğrenciyi uyarmaktan vazgeçmeye çalışın. Böyle durumlarda öğrenciye sadece bir “öğretmen bakışı” atıp derse devam etmek çok daha etkilidir, daha kolay olduğu ve dersi daha az böldüğü tartışılmaz bile. Eğer bir öğrenciyle davranışı hakkında konuşmanız ya da bir sonuç yaşatmanız gerekiyorsa teneffüsü bekleyin, dersi bir çocuk için bölmeyin.

5. Soru cevap ifadeleri kullanın.

Grup çalışması yapan öğrencilere, “İyi iş çıkarmışsınız, …. için kullandığınız stratejiyi beğendim” demek yerine, çocukların kendi çalışmalarını anlatmalarını sağlayın: “Grubunuzun … problemini nasıl çözdüğünü bana anlatın” deyin örneğin. Bir çocuğa, “Üçüncü soruya yanlış cevap vermişsin,” demek yerine, “Üçüncü sorunun cevabını nasıl buldun?” diye sorun. Böylece hem siz değil öğrenciler konuşmuş olur, hem de çocuklar öğrendikleri şeyleri ifade etmiş olur.

6. “Anlaşıldı mı?” diye sormak yerine, “Bunu kendi kelimelerinizle ifade edin” demeyi deneyin.

Öğrencilerinize “Bunu anladınız mı?” diye sorduğunuzda ender olarak anladıklarını söylerler. Böylece ya onlar anlamasa da devam edersiniz ya da az önce söylediğiniz şeyi tekrarlarsınız. Bunun yerine çocuklardan, anlattıklarınızı kendi kelimeleriyle size tekrarlamalarını (eğer bir öğrenciyle bire bir ilgileniyorsanız) ya da hemen bir arkadaşlarıyla eşleşip birbirlerine tekrarlamalarını isteyin.

7. Kendinizi tekrarlamayı bırakın.

Her öğrencinin anladığından emin olmak için önemli noktaları ve yönergeleri tekrarlamak çok cazip gelebilir ama bu strateji aşırı kullanıldığında geri teper. Çocuklar bir süre sonra, nasılsa tekrarlayacağınızı bildikleri için sizi duymazlıktan gelmeye başlayabilirler.

8. Anlattığınız konuyu öğrenciler için özetlediğiniz zamanlara dikkat edin, bunun yerine öğrencilerin katkısını isteyin.

Bir kez daha, hatırlayın, söylediğim gibi, her zamanki gibi, unutmayın demeye başladıysanız, önemli bir konuyu ikinci ya da üçüncü (belki de onuncu) kez anlatıyorsunuz demektir. Bu anları çocukların derse katılabileceği anlara dönüştürün: “Bu kural neydi?”, “Buraya kadar olan bölümü kim anlatabilir bize?”, “… işlemini yapmayı kim hatırlıyor?” Bazı öğretmenler bu anları etkileşimli bir hale getirebilir. Böylece bütün sınıf bir konunun özetlenmeden ya da yönergelerin tekrarlanmadan önce belli bir el işareti yapıp belli bir şekilde hareket edebilir ya da belli bir ses çıkarabilir.



     Copyright © 2007 www.fhalezer.com    iletişim: ferhat@halezeroglu.com.tr



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam4
Toplam Ziyaret77044
1.KİTABIMIZ
2.KİTABIMIZ
3.KİTABIMIZ

4.KİTABIMIZ
Öyle Bir Geçer Zaman Ki . .
Yazılım Öğrenme(kod)
MEB-EBA

Online test çözme

İnteraktif site